Sanayi Devrimi’nin Aile Üzerindeki Etkileri
Günümüzün ışık hızında
değişen dünyasında ailenin de alışıldığın dışına doğru yolculuğu hep
gündemimizde. Aile bireyleri birbirini tanımıyor mu? Anne babaya saygı bitti
mi? Ailenin değeri yitiriliyor mu? Aile gelenekleri nereye kayboldu? Günümüzde
daha belirgin olan bu değişim yeni değil elbet. Filmin başlangıç karelerine göz
atmakta fayda var.
Sanayi devriminin gerçekleştiği ve Londra gibi sanayi toplumu diye
adlandırılabilecek sosyal ortamın oluştuğu endüstrileşen şehirlerin oluşumuna
kadar -ki bu süre tarım devrimi ve yerleşik hayata geçiş arasında olan yaklaşık
10000 yıldır- geleneksel aile yapısı kendisini korumuş ve dışarıdan bir etkiye
maruz kalmamıştır. Şüphesiz ki bu istikrar sanayi devriminden sonrası için
geçerli olmamıştır. Değişen şehir hayatı, çalışma biçimleri, yeni toplumsal
sınıflar eski aile yapısında ciddi değişikliklere yol açmıştır.
Buharlı makinelerin tarih sahnesine çıkışı ve gelişimiyle beraber
görülmeye başlayan fabrikalar ve seri üretim şekli yüksek miktarda iş gücü
açığı ortaya çıkarmış, köylü popülasyonun yeni iş imkanları ve daha iyi hayat
şartları beklentisiyle ciddi sayılarda şehirlere göç etmesini sağlamıştır.
Görülen manzara toplumda yeni bir sınıfın oluştuğunun habercisidir: işçi
sınıfı. Toplumun köy göçmeni bu insanları için aile hayatı tamamen değişmiştir.
Köylerin aksine sanayileşen şehirlerde iş ve ev dolayısıyla aile hayatı kesin
çizgilerle ayrılmıştır. Ağır işler sebebiyle kadınlardan daha fazla maaş alan
erkekler günde iyi ihtimalle 10 ila 14 saat arası monoton şekilde fabrikada
çalışıp ailelerine zaman ayıramazken, böyle bir ortamda köy yaşantısının aksine
evli kadınlar için ekonomik ve sosyal hayatta yer almak pek mümkün olmamıştır.
Çocuklara gelindiğinde ise pahalı ve zor hayat şartları gereği oğlan veya kız fark
etmeksizin küçük yaştan itibaren oyun oynamak veya eğitim bir hayale dönüşmüş,
fabrikalarda çalışmak zorunda kalmışlardır. Özellikle işçi sınıfı özelinde aile
bağları zayıflamış, kadın ve erkeğin ekonomik ve sosyal hayata katılımları daha
katı çizgilerle ayrılmış, “ev hanımlığı” kurumu belirgin bir şekilde ortaya
çıkmıştır.
Sanayileşen şehirlerde büyüyen tek sınıf işçi sınıfı olmamıştır. Burjuva
ve işçi sınıfının yanında “beyaz yakalı” denilebilecek orta sınıf baş
göstermiştir. Beyaz yakalılar genel olarak büyük sermaye sahipleri olmamakla
beraber doktorluk, avukatlık, öğretmenlik gibi belli bir eğitim ve nitelik
gerektiren meslek gruplarının oluşturduğu sınıftır. Sanayi devrimi öncesinde de
nispeten görülebilen bu topluluk nitelik ve nicelikte görülen farklılıklarla
yeni bir hal almıştır. Sanayileşen şehirlerdeki hayatın ve eğitimin pahalılığı,
ayriyeten sağlık alanındaki gelişmeler ve erken yaşta çocuk ölümlerinin ciddi
şekilde düşmesi sebebiyle çocuk edinmelerinde sayı azalmış ve çekirdek aile yapısının
yaygınlaşmıştır. İşçi ailelerdeki yapıya benzer şekilde ev ve iş keskin
çizgilerle ayrılmış, ev yani aile ortamı insanların iş stresinden kaçıp
sığındıkları bir mekana dönüşmüştür. Orta sınıfa mensup kadınlar da şehrin zor
ve haşin ortamından yalıtılmış, çocukların içeride “güvenle” yetiştirildiği
evin içinde kalmışlardır.
Sanayi devrimi yalnız
üretimde devrime yol açmamış, toplumu da aile yapısıyla beraber kökten
dönüştürmüştür. Bireylerin sadece kendilerine değil aile fertlerine de
yabancılaştığı aşikardır. Bunun yanında çocukların büyümesi sürecinde çok
sağlıksız görülen durumları hem sanayileşen şehirle hem de çocuk işçiliğinin
artmasıyla tetiklemiştir. Kadın ve erkeğin sosyal ve ekonomik hayattaki rolleri
-en azından ilk sanayi devriminin ardından- daha katı çizgilerle ayrılmıştır.
Görülen tabloda ev ve iş hayatının keskin biçimde bölünmesi aileyi iş stresinin
atıldığı sığınak, “eve işin getirilmediği” bir kurum haline getirmiştir.
